Cumartesi sabahı kahvenizi alıp arabaya atlıyorsunuz. Rota belli değil; sadece “suyu takip edelim” diyorsunuz. İç Karadeniz’de bu bile başlı başına bir plan.
Çünkü bu topraklar sudan yana cömert. Bir virajı dönüyorsunuz, karşınıza küçük bir şelale çıkıyor; adını bile bilmiyorsunuz ama durup fotoğraf çekmeden geçemiyorsunuz.
Rehbersiz keşfin tadı
En güzel yerler çoğu zaman tabelasız olanlar. Bir köylüye sorduğunuzda “şu dereyi yukarı çıkın” diyor ve o tarif sizi haritada olmayan bir güzelliğe götürüyor.
Ayakkabılarınız çamur olabilir, telefonunuz çekmeyebilir. Ama serin suyun sesi ve ağaçların gölgesi bütün yorgunluğu unutturuyor. Bazen kaybolmak, en iyi bulmadır.
Küçük bir hatırlatma
Gittiğiniz yeri geldiğinizden temiz bırakın. Bir poşet fazladan taşıyın, çöpünüzü toplayın. Bu güzellikler bize emanet; bir sonraki kaçamağın da aynı temizlikte olması bizim elimizde.
Pazar akşamı dönerken yorgun ama huzurlu olacaksınız. Ve eminim, daha araba garaja girmeden bir sonraki rotayı düşünmeye başlayacaksınız.