Şehirde asansörde bile göz göze gelmekten kaçınırız; köyde ise kapılar hep aralık durur. İç Karadeniz’de komşuluk bir söz değil, bir yaşam biçimi.
Bir tabak yemek pişince ilk akla gelen komşudur. “Elimizin tadına baksınlar” der teyzeler ve tabak sokağın öbür ucuna gider. Ertesi gün o tabak boş dönmez; içinde başka bir ikram vardır.
Küçük jestlerin büyük dünyası
Biri hasta olunca haber bütün mahalleye yayılır, kapı kapı geçmiş olsun denir. Bir düğün olunca iş bölüşülür, kimse “bana ne” demez. Dert de sevinç de ortaktır.
Belki de bu yüzden büyük şehre göçenler en çok bunu özlüyor. Binaların arasında herkes var ama kimse yok gibi. Oysa orada, o küçük sokakta, insan hiç yalnız değildi.
Kaybetmemek için
Bu sıcaklığı yaşatmak aslında zor değil. Bir “günaydın”, bir tabak çorba, bir hâl hatır sorma… Küçük görünür ama bir mahalleyi ayakta tutan tam da bunlar.
Galiba en çok da bunu öğreniyor insan bu topraklarda: kapını aralık bırakırsan, hayat da sana aralık bırakıyor.